“Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda egemen düşüncelerdir”
Giriş
Reel sosyalizmin çözülüp, SSCB’nin dağılmasının üzerinden geçen zamanda, zincirlerinden boşalan emperyalizmin dünyayı ne kadar adaletsiz, zorba ve karanlık bir yere çevirebileceğini fazlasıyla göstermeye yetti. Emperyalizm bu kez elinden kurtulmayı başardığı komünizmin kazanımlarını Avrupa halklarının belleğinden hızla silmek için olanca hızıyla kanlı operasyonlara girişti. Demokratik Almanya ilhak edildi. Çekoslovakya bölündü. Sovyetler Birliği’ni oluşturan halklar birbirlerine karşı kışkırtıldı, burjuvazinin süratle üremesi ve güçlenmesi için kaynaklar seferber edildi. Balkanlarda milliyetçi kışkırtmalar sonucunda Yugoslavya da iç savaş çıkartıldı ve NATO saldırısına zemin hazırlandı. Afganistan ve Irak’ın işgali, Filistin ve Lübnan’daki katliamlar ve saldırılar, emperyalizmin sosyalizmin olmadığı bir “uluslararası toplum”u dikkate almayacağını, artık meşruiyet kaygısı taşımadığını göstermiştir. Sosyalizmsiz bir dünyada emperyalist saldırganlık dizginlerinden boşalmıştır.
Sosyalizme yönelik saldırının, öncelikle işçi sınıfına, ama topyekûn insanlığa yönelik bir saldırı olduğunu 90’lı yıllardan sonra gerçekleşen gelişmelerden daha iyi hiçbir şey gösteremezdi. Dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde sermaye sınıfları, silahsızlandırdıkları işçi sınıflarının zorlu mücadelelerin eseri olan kazanımlarını hızla geri aldı, almaya devam ediyor.
Öte yandan, içinden geçtiğimiz kesitte, emperyalizmin gerici ideolojisi, toplumların neredeyse bütün nefes alma kanallarını tıkamış bulunuyor. En yoğun saldırılar işçi sınıfının örgütlü mücadelesine ve onun partilerine yönelmiş durumda. İşçi sınıfı örgütlenmesinin önüne geçebilmek için toplumun tamamını örgütsüz hale getirmeye çalışıyorlar. Örgütlü ve mücadele eden sınıflardan oluşan toplumun yerini, sivil toplum almış bulunuyor!
Emperyalizmin örgütlü mücadeleyi bu ölçüde bir çabayla gözden düşürmeye çalışması, en derin korkusunu da yansıtmaktadır. Bu nedenle, örgütlü mücadeleye adım atan bütün bireyler, emperyalizmin karşısına en cüretkâr meydan okumayla çıkmış demektir.
Türkiye Komünist Partisi’ne üye olmak için başvuran bütün işçiler, öğrenciler, gençler, yetişkinler, kadınlar, erkekler, okumuşlar, meslekten yetişmişler, işsizler her daim içlerinde bu meydan okumanın özgüvenini taşımalıdır.
Türkiye Komünist Partisi’ne üye olmak için başvuranlar, emperyalizmin televizyonları, radyoları, gazeteleri, kitapları, dergileri, okulları, kursları, kışlaları, camileri, cemaatleri, vakıfları, dernekleri ve bilumum “sivil araçları” tarafından akılları ve vicdanları teslim alınamamış cesur kişilerdir.
Neden Örgütlü Mücadele?
İçinde yaşadığımız toplumu değiştirmek istiyoruz...
Toplumumuzu karakterize etmeye başlayan eşitsizliği, adaletsizliği, rekabeti, bencilliği, ikiyüzlülüğü, ahlaksızlığı, riyakârlığı, zorbalığı, değiştirmek istiyoruz...
İçinde yaşadığımız toplumu, mahalleyi, okulu, işyerini, kültürü, eğitimi, sanatı, ahlakı, estetiği, gündelik hayatı, sosyal ilişkileri, değiştirmek istiyoruz… Kirlenen toprağı, yağmalanan ormanları, zehirlenen havayı, kanalizasyona dönmüş ırmakları, ölmüş gölleri, bizlere sunulan her türü yapay şeyi değiştirmek istiyoruz...
Dünyayı değiştirmek istiyoruz...
Peki değiştirmek istediğimiz bu dünyayı yüzlerce yıldır ayakta tutan nedir? Yüzlerce yıldır, emekçi sınıfların en kararlı mücadelelerine ve en şiddetli baş kaldırışlarına karşın bu adaletsiz ve çirkin düzen nasıl ayakta kalmayı başarmıştır? Nasıl oluyor da, belli bir sınıfın düşünceleri egemen düşünceler oluyor?
Başka boyutlar bir yana, Marx bu ilişkiyi Alman İdeolojisi’nde, üretim sürecine egemen olan sınıfın düşüncelerinin toplumsal hayatın bütün mecralarına nasıl sirayet ettiğini şöyle anlatmışlardı:
“Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur, bunlar o kadar birbirinin içine girmiş durumdadırlar ki, kendilerine zihinsel üretim araçları verilmeyenlerin düşünceleri de aynı zamanda bu egemen sınıfa bağımlıdır. Egemen düşünceler, egemen maddi ilişkilerin fikirsel ifadesinden başka bir şey değildir, egemen düşünceler, fikirler biçiminde kavranan maddi, egemen ilişkilerdir, şu halde bir sınıfı egemen sınıf yapan ilişkilerin ifadesidirler; başka bir deyişle, bu düşünceler, onun egemenliğinin fikirleridirler.”
O halde, bu egemenliğe nasıl son verilebilir? Maddi üretim ilişkilerinden kaynaklanan yaşam pratikleri içinde oluşan bilincin faaliyeti nasıl olacak da kendisini oluşturan koşulları değiştirmeye yönelecek?
Feuerbach Üzerine Tezler’in üçüncüsünde Marx, insanının bilincini oluşturan egemen sınıfın belirlenimindeki koşulların değişmesi ile insan faaliyetinin değişmesinin örtüşmesinin ancak “altüst edici bir pratik” biçiminde gerçekleşeceğini söyler. Topluma egemen olan güçlerin alt üst olması için siyasal bir devrim ile egemenliğin sermaye sınıfından işçi sınıfına geçmesi gereklidir. Zira “gerçek anlamında siyasal güç, bir sınıfın bir başka sınıfı ezmek amacıyla örgütlenmiş gücüdür”.
Marx ve Engels, Komünist Parti Manifestosu’nda bu devrimci pratiğin nasıl cereyan edeceği konusunda bir öngörüde bulunurlar. Onlara göre, kapitalizmin gelişmesi toplumu, çıkarlarının birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan iki kutba böler. Giderek büyüyen ve daha büyük bir yıkıma sürüklenen işçi sınıfı “burjuvaziyle savaşımında, koşulların zorlamasıyla, kendisini bir sınıf olarak örgütlemek zorunda kalacak, bir devrim yoluyla kendisini egemen sınıf durumuna getirecek, ve egemen sınıf olarak eski üretim koşullarını zor kullanarak ortadan kaldıracak” dolayısıyla, “sınıf karşıtlıklarını ve genel olarak sınıfların varlık koşullarını da ortadan kaldırmış ve, böylelikle, bir sınıf olarak kendi egemenliğini ortadan kaldırmış olacaktır”.
Sermaye sınıfının işçi sınıfını ezmek için örgütlediği ve toplumun bütüne egemen kıldığı ideolojik, siyasal ve fiziksel güçlere karşı, ancak örgütlü bir mücadele verilebilir. İşçi sınıfı iktidarıyla sınıfsız bir topluma doğru ilerleme bilinci etrafında örgütlenen bir siyasi mücadele, işçileri egemen sınıfın egemen ideolojisinin tahakkümünden kurtarmanın tek yoludur.
Marx, yapıtlarında işçilerin burjuvaziyle zorunlu olarak girdikleri gündelik itiş kakışın ve zaman zaman alevlenen zorlu savaşların gerçek meyvelerinin işçilerin durmadan genişleyen birliğinde olduğunu ifade eder. Sınıf mücadelesi, insanları toplumun egemen düşünme biçimlerinden, değer yargılarından ve siyasi konumlarından uzaklaştırır, onlara tarihsel ve enternasyonal bir bilinç kazandırır. Marx için her sınıf savaşımı bir siyasal savaşımdır.
Marx’a göre proletarya kapitalizmin özel ve temel ürünüdür ve “burjuvazi ile karşı karşıya gelen bütün sınıflar içerisinde yalnızca proletarya gerçekten devrimci bir sınıftır”.
Lenin’in katkıları
Ancak işçi sınıfının giderek genişleyen örgütlenmeler yaratmasının tekdüze bir süreç olmadığı açığa çıkmakta gecikmedi. Burjuvazinin kendi devrimi çerçevesindeki mücadeleciliği geri çekiliyordu. Bir dönem halk kitlelerini ve işçi sınıfı, kendisinin peşine takılarak mücadeleye çağıran burjuvazi artık bu defteri kapatmıştı.
Maddi süreçler ilerliyor ve işçi sınıfı kendi içinde homojenleşmek yerine heterojenleşiyor, örneğin emperyalist ülkelerde bir “işçi aristokrasisi” serpiliyor ve burjuva ideolojisi işçi sınıfının içinde üremesinin maddi koşulları gelişiyordu.
Ve burjuvazi de sınıf mücadelesinden öğreniyor, işçi sınıfını kapitalizme karşı yürüyüşünden saptırmanın yeni çarelerini geliştiriyordu. Burjuvazi işçi sınıfının elde ettiği kazanımları, kapitalizmi tahkim etmek için kullanmayı bile beceriyordu. İşçi sınıfları zincirlerinden başka kaybedecekleri şeyler olduğu yanılsamasına kapılabiliyorlardı.
İşçi sınıfının bir bütün olarak devrimci görevlerinin gereğini yapamadığı koşullarda işçi sınıfının öncü güçlerinin misyonunun özel olarak çizilmesi gerekiyordu. Lenin’in katkısı bu biçimde özetlenebilir. Leninizm bu açıdan bir öncülük teorisi ve pratiğidir.
RSDİP’in 1903 kongresinde Parti Tüzüğü konulu oturumda Lenin’in Ne Yapmalı adlı eserinde belirttiği üyelik normlarına karşı getirilen daha esnek ve sadece “partiyi maddi olarak destekleyen herkesin partiye üye olabileceğini” öngören öneri oturumu karıştırdı. Lenin bir parti örgütüne katılım, yani aktif çalışmayı üyelik koşulu olarak vurgulayan yaklaşımı çoğunluk tarafından benimsendi. Lenin ve arkadaşlarına Rusçada çoğunluk anlamına gelen Bolşeviki, azınlığı temsil eden Martov ve arkadaşlarına ise Menşeviki dendi. Genel desteğin ötesine işaret eden Bolşevik yaklaşım, kuru bir kural tartışmasını değil, partinin sınıfın öncüsü olarak örgütlenmesi gerektiğini merkez alan bir örgüt teorisini içeriyordu.
Devrimden sonra da misyonunu bitirmeyen hatta güçlendirerek devam ettiren “öncülük” Lenin için ayrıcalıklı bir öneme sahiptir. Sınıfın kendiliğinden hareketinin sosyalist siyasi mücadeleye kendiliğinden evrilmesi olanaksızdır. Lenin, işçilerin sınıf mücadelesine dışarıdan yapılacak bilinçli bir müdahaleye ve müdahaleyi yapacak işçi sınıfının öncü partisine toplumsal dönüşüm için anahtar bir rol vermiştir.
Lenin’in örgüt teorisi özü itibariyle bugün hala geçerliğini ve evrenselliğini koruyor. Burada söz konusu olan bir teoridir. Leninist örgüt teorisinin somut karşılıkları, kuşkusuz belli ilkeler çerçevesinde kalmak kaydıyla, farklılaşabilir. Dönemlere, ülkelere, işçi sınıfının ve komünist hareketin öznel gereksinim ve yeteneklerine göre örgütün somut biçimi değişebilir. Ancak öncülük misyonu değişmez. Merkeziyetçilik gibi somut duruma göre kabul veya reddedilemeyecek, öncülük misyonunun ürünü olan Leninist örgüt özellikleri de vardır.
Lenin’in örgüt teorisini şekillendiren asıl itkinin sosyalist devrim olduğu, her iki teorinin birbirine içkin olduğu ve birbirlerini bütünlediği, iktidar perspektifinin sosyalist devrim teorisini biçimlendirdiği, tüm bunların sonucu olarak örgüt ve önderliğin teorisinin şekillendiği unutulmaması gereken diğer bir husustur.
Parti ve partililik
Buraya kadar yazdıklarımızda Lenin’in örgüt teorisinin ana belirleyenini vurgulamış bulunuyoruz. İşçi sınıfına iradi müdahalede bulunacak, profesyonel yani yaşamlarının merkezine sosyalizm mücadelesini yerleştiren üyelerden oluşan bir örgüt olacak, bu örgüt mücadele hattını iktidar perspektifini merkeze koyarak belirleyecek ve son olarak içinde bulunduğu nesnellikte sosyalist bir devrimi hedefleyecek.
Üyelerin kökeni
Bahsedilen örgüt teorisinde temel mücadele aracı işçi sınıfının öncü gücü olan partidir. Bir siyasal partinin sınıfsal aidiyeti hangi sınıfsal kesimleri kapsadığı ile ilgili değildir. Öyle olmuş olsaydı bugün halkın yarısına yakınının oyunu alan bir iktidar partisinin işçi sınıfın da partisi olduğunu söylememiz gerekirdi. Bir siyasal partinin sınıfsal konumu, ancak onun sınıflar mücadelesinde nerede durduğu ile açıklanabilir.
İşçi sınıfının öncü partisi, işçi sınıfının tarihsel çıkarları için mücadele eden partidir. Bu parti, sınıflar mücadelesinde tarihsel bir perspektif ile işçi sınıfının birliğini sağlayacak siyasal mücadele biçimleri geliştirir. Bu açıdan işçi sınıfının partisi gençlerden, öğrencilerden, aydınlardan, işsizlerden, işçilerden ve toplumun her kesiminden insanlardan oluşabilir.
Sosyalist Mücadelenin bütünlüğü
Sosyalist mücadele örgütsel, siyasal ve teorik boyutları olan bir mücadeledir. Bu boyutlar birbirlerini bütünler ve biçimlendirir. Bir Parti üyesi için de asıl olan partili kimliği bu üç alan arasındaki denge üzerinde kurmaktır.
Partiyi içinde yaşadığı ülkeyi ve toplumu, daha dar anlamda çevresini, yani oturduğu, çalıştığı, yaşadığı mahalleri derinlemesine tanımalıdır. İyi tanımadığınız bir nesneyi değiştiremezsiniz.
Müdahalenin içerik ve biçimini, ülke, toplum ve yakın çevrenin nesnelliği belirlemez. Özne olarak parti ve partili, teorik birikimini elindeki verili nesnelliğe uygular. Özne bu nesnelliğin hem dışında hem de içindedir. Hem bu nesnellikten öğrenir, hem de bu nesnelliğe göre şekillenir.
Amaç ise değiştirmektir. Müdahalenin amaca uygun, sonuç alıcı önceliklerle, vurgularla, söylem ve biçimle hayata geçirilmesi gerekir. Parti üyeleri kendilerini bu doğrultuda teoride ve pratikte donatmalıdırlar.
Sosyalizm mücadelesinin toplumsallaşması ve örgütlenme
Sosyalist hareketin toplumsallaşma sorunundan söz ediyoruz. Burada kastedilen zaaf toplumun en geniş kesimlerine seslenebilmeyi ve etkileyebilmeyi elbette içermektedir. Özel olarak TKP’nin sosyalist devrime giden yolda emperyalizm, yurtseverlik, kamuculuk gibi ideolojik temaları işçi sınıfının içerisinde yaygınlaştırması gerektiği açıktır. Bunun bir bölümü ilgili temaların somut başlıklarla sağlıklı, anlaşılır ve ilerletici biçimde bütünleştirilmesiyle ilgilidir.
Tema doğru seçilmeli, etkili araçlar geliştirilmelidir. Sosyalizm çeşitli çizgiler üzerinden halka mal edilmelidir. Bu uğraşımızda güncel siyasi gelişmelere hızlı müdahale etmek, etkin siyasi açılımlar geliştirmek, müdahalelerimizde süreklilik ve istikrar sağlamak, yarattığımız etkiyi örgütlenmeye taşıyabilmemiz gerekir.
Partinin bu başlıkta iki ciddi zaafı görülüyor.
Birincisi partinin belli bir somut çalışma çerçevesinde bütün olanaklarını harekete geçiremesidir. 2004’te İstanbul’daki NATO zirvesine karşı “İstanbul NATO’ya kapıları kapıyor” sloganıyla çalışma yürütürken çeşitli sanatçılara bir müzik cd’si hazırlattırılması, o yılki gençlik kampının anti-emperyalist bir yoğunlukla planlanması buna verebileceğimiz pozitif örnekler. Her zaman bunu yapabildiğimizi söyleyemeyiz.
Diğeri ise toplumsallaşmanın genel bir ideolojik etkiyle sınırlı olarak anlaşılması, somut parti örgütlenmesi ayağının ihmal edilmesidir. Kuşkusuz bu açıdan da olumlu örnekler vardır. Ancak parti yaşamında örgütlenme çıktısı olmayan, bu anlamda verilen emeğin karşılığının alınamadığı örnek az değildir.
Partili Birey
Partinin gerek siyasi ve ideolojik üretiminde gerekse karar alma mekanizmalarında ve önderliğin oluşumunda anahtar kavram “kolektivizasyon”dur.
Sosyalizm mücadelesinde asıl olan kolektif bir bilinç oluşturabilmek ve bu bilinçle hareket edebilmektir. Kolektif bilincin zenginleşmesi ve sıçraması ancak ve ancak parti üyesi bireylerin kendi siyasi, teorik zenginliklerini kolektiviteye kazandırmasıyla mümkün olur. Partinin siyasal üretiminde de durum benzerdir. Her bir partilinin birbirinden öğreneceği, partinin kolektif kültüründen öğreneceği ve aynı zamanda bu kolektif kültüre aktaracağı çok şey vardır. Parti merkezi tarafından oluşturulan siyasi açılımlar ve söylemlerin pasif alıcısı durumu sorunlu bir durumdur.
Partili bireyin asli görevi partinin kolektif siyasi üretimine katkıda bulunmak, bu üretimin bir parçası olmak, bunu yapabilmek amacıyla kendini sürekli geliştirmek, oluşturulan kolektif bilinç ve merkezi siyasi üretimi alanlarda, işyerlerinde, bulunduğu her yerde örgütleyebilmek ve bunun için yeniden üretebilmektir.
Tüzük ve partili
Partinin programı, partinin siyasi ve ideolojik hattını çizer ve partinin siyasi kimliğini yansıtır.
Tüzük ise parti örgütünün işleyişi ile ilgilidir. Tüzük programın en sağlıklı yaşama geçirilmesi için üretilmiş bir kurallar ve iç işleyiş ilkeleri bütünüdür. Programın bu anlamda önceliği ve sürekliliği vardır. Tüzükse, keyfi biçimde değil, ama mücadelenin ihtiyaçlarına göre gözden geçirilmek zorundadır. Partililer için tüzüğün iki anlamı olmalıdır.
Bir tanesi öncülük teorisi ve kolektif varlığımız ve mücadelemizle yakından ilişkili işleyiş mantığımızdır. Bu mantık da zaman içinde gelişmiş, dönüşmüştür. Ancak temel ilkelerin bağlı olduğu teorik düzey gereği, daha kalıcıdır.
İkincisi ise somut kurallardır. Partili bu somut kuralları, kurulları, yetki ve sorumlulukları da bilmek, davranışlarında gözetmek durumundadır.
Partili Mücadeleye Aktif Katılım
Partili mücadeleye aktif katılım konusunda RSDİP kongresinde yaşanan ve tarihe damgasını vuran tartışma görüleceği üzere güncelliğini hâlâ koruyor. Partilinin mücadeleye aktif katılımı sadece verilen görevleri yerine getirmek anlamına gelmemelidir. Partili bir bireyin, iş bölümü gereği kendisine verilmiş görevlere ek olarak her zaman kendi gündemi ve amaçları olmalıdır. Bu yoksa, üye kendisine yukardan iş verilmesini bekleyen bir kişiye dönüşmüşse, karşımızda memurlar var demektir. Sosyalizm ve partililik bir yaşam biçimidir.
Bu soyut bir şey de değildir. Belli bir çalışma alanında parti, üyeleriyle var olur. Dolayısıyla üyeler bilgi taşıyan, perspektif üretimine katkıda bulunan ve sonuçta da müdahaleyi hayata geçiren uzuvlardır.
Partili bir bireyin geliştirmeyi gözetmesi gereken yetenekler şöyle sıralanabilir:
a. Örgütlenme içgüdüsü
Tüzüğümüze göre Parti üyesi, parti program ve tüzüğünü benimseyen, bir parti organında görev alan ve görev aldığı organın çalışma ve toplantılarına düzenli olarak katılan, parti görevlerini yerine getiren, düzenli aidat ödeyen, hangi alanda çalışırsa çalışsın, daha fazla kişinin partili mücadeleye katılımı konusunda çaba gösteren kişidir. Ülkemizde sosyalist bir devrime kavuşabilmek ancak çok emek harcamak ve örgütlenmeyle mümkündür. Örgütlenmenin temel anahtarı her bir partilinin yüzünü parti dışına dönmesidir.
Bu genel bir doğrudur. Sömürü toplumunun içinde komünistlerin birinci işi, sömürü ilişkilerini deşifre etmek, insanları aydınlatmaktır. Bu aydınlanmanın somut karşılığı sosyalizm mücadelesine katılmaktır. Bu, aynı zamanda Türkiye sosyalist devrimi mücadelesinin dönemsel ve yaşamsal başlığıdır. İçinde bulunduğumuz çağda mücadelemizin kısa süre içinde çok yüksek verim sunmasını kimse beklememelidir. Ama bu durumda insanların partiye toplumu değiştirmek için mi, yoksa değiştiremedikleri ve umudu kestikleri toplumdan kaçıp sığınmak için mi yöneldikleri kuşkulu hale gelebilir.
Örgütlenme güdüsü hem bu sorgulamanın yanıtını verir, hem de böyle bir dönemde komünistin mutlak öncelikli görevidir.
b. Siyasi üretkenlik
Bir parti üyesi siyasi olarak üretken olabilmeli ve yaratıcılığının sınırlarını zorlamalıdır. Üretkenlik bir doğal yetenek, doğuştan kazanılmış bir özellik değildir. Partili çok yetenekli kişi olmak zorunda da değildir. Ama partili gelişmelere ve yeniliklere açık olmalı, siyasi gelişmeleri anında takip etmeli, görünüşe aldanmamak için toplumu derinlemesine tanımalıdır. Üretkenlik ve yaratıcılık böyle geliştirilir. Bu çabanın içinde partinin yayınları birincil derecede önem taşır.
c. Merkezi siyasetin taşıyıcılığı
Partili, yaratıcılığı bireysel bir özellik olarak kavramaz. Mademki, kolektif bir mücadelenin parçasıyız, bu kolektifin sorumlu mekanizmalarınca hazırlanan, formüle edilen ve partiyi temsil eden görüşler bireylerin yaratıcılığının zeminini oluşturur. Partinin yayınları üyeler tarafından taşınmalıdır.
Örgütlenme içgüdüsünün somut karşılığı bu olmalıdır. Bu taşıma işleminin mekanik olmaması içinse üyelerin araştırmaları, tartışmaları, bilgi ve deneyimlerini artırmaları gerekir.
d. Partinin kolektif mücadelesiyle uyum içinde çalışabilmek
Kolektivite, partili mücadelede hassas bir şekilde korunmalıdır. Her bir bireyin kolektiviteye katkısı, bütünün zenginleşmesini sağlar. Uyumlu çalışmanın gözetilmediği yerde ise, en azından zamanlaması ve biçimi açısından birbirini çelen müdahaleler öne çıkacaktır.
e. Kadrolaşma potansiyeline sahip olmak
Ne Yapmalı’da Lenin öncü örgütün kadrolarından bahsediyor. Kendilerini mücadeleye adamış, partili mücadeleyi hayatının merkezine koyan parti üyeleri. Bir kadro, genel olarak ve mekanik biçimde hayatını partiye göre şekillendiren, partinin “içinde” yaşayan kişi değil, parti üyeliğini hayatının merkezine koyan ve hayatı ile partili mücadelesi arasında doğru denklemi kurabilen kişidir. Komünist bireyler kendilerine örgütlenebilecekleri alanlar yaratabilmek için bu denklemi doğru kurabilmeli ve hayatın dışına itilmemelidirler.
Gerçek kadro, teorik olarak donanımlı, siyasi olarak üretken, örgütsel anlamda becerikli olmalıdır. Kadrolaşma üyenin partinin içine doğru çekilmesi ve toplumla bağlarını zayıflatması anlamına gelemez.
f. Mücadelede uzun solukluluk
Partili birey kendi gündelik mücadelesini geniş tarihsel perspektif içinde anlamlandırmalıdır. Sosyalizm mücadelesi, partiye emek vermek bir mesai değildir. İnsanların emeklerinin maddi veya manevi karşılığını tanımlı ve standart bir süre içinde almayı beklemelerinin herhangi bir gerekçesi olamaz.
Bu beklenti, emeğin veriminin düşük olduğu çağımızda, daha doğrusu dolu dizgin devrimci bir duruma doğru gidilen evreler haricinde her zaman, partililerin sürekli demoralize olmaları anlamına gelecektir. Partili başka niteliklerin yanı sıra ısrarcı ve kararlı olmalıdır. Bir yol kapalıysa, bir diğerini denemekten caymamak gerekir. Tanım gereği içinde yaşadığımız dönemde denediğimiz yolların büyük kısmı kapalı çıkacaktır.
g. Partiye bağlılık ve iyi ahlaklı davranış
Partililik bir yaşam biçimi, iradi bir birlikteliktir. Bu tercihin temeli komünizm inancımızdadır. Ancak bu inancın bilgiyle, kendini ve bütünü geliştirme çabasıyla, siyasal amaçların öne çıkartılmasıyla yeniden üretilmesi, güncellenmesi, somutlanması gerekir.
Genel ve çok değerli bir “perspektifte ortaklığın” zaten var olduğunu düşünerek, güncel politikalara duyarsızlık geliştirmek, söz konusu iradi birlikteliği zayıflatacaktır. Parti birliği ve partiye bağlılık siyasaldır. Siyasal ortaklığın gevşediği bir ortamda ise herhangi bir kurumsal mekanizma, tüzükle tanımlı ayrıntılı kurallar herhangi bir sorunu çözmeye yetmeyecektir.
Komünistler kendilerini geliştirmeye ve bu yanlarıyla örnek olmaya çabalamalıdırlar. Kuşkusuz komünistler de verili toplumun insanlarıdır. Ancak komünistler çevrelerinde sevilen, iyi ahlaklı insanlar olmalıdırlar. Bu, uğruna mücadele edilen değerler ile uyum içinde olmak kadar, sosyalizm mücadelesinin toplumda yaygınlaşması için de önem taşır.
Çetin bir mücadeleye birlikte giren insanlar karşılaştıkları zorlukları da yoldaşlarına ve partilerine yaslanarak aşarlar. Kuşkusuz burada yaslanmaktan kastedilen yük olmak değildir. Komünistler yaşamın ve mücadelenin zorluklarını kendi üstlerinden partiye veya partililere devredip kendilerini rahatlatmazlar.
Kapitalizmin insanlık dışı düzenini yıkmak amacıyla beraber yürüdükleri yolda her türlü zorluğu beraber aşarlar. Partiye duyduğumuz bağlılık ve sosyalizme beslediğimiz inançla...
Ek Okumalar
• Kemal Okuyan, ‘Ne Yapmalı’cılar Kitabı, Yazılama yayınları
• Komünist, sayı: 325, Mayıs 2009 (özellikle K. Okuyan, Erhan Nalçacı, Zehra Güner ve A. Güler imzalı yazılar)
• Metin Çulhaoğlu, soL portal yazılarından “Normal İnsanlar Dönemi” (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/12613.html) ve “Kombinasyon ve Permutasyon” (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/14093.html)
Sorular
1. Dünya 1990’larda ve 2000’lerde bir gericilik çağı yaşadı. Böylesi dönemlerde sol siyasetin dağınıklıklar yaşaması, likidasyonların görülmesi neredeyse bir kuraldır. TKP dağınıklık ve likidasyona karşı teorik ve siyasi bir tavır almasıyla kimliğini geliştirmiştir. Bu tavır, zaman zaman “onurlu bir duruş” olarak tanımlanır. Bu ifadeyi partimiz için yeterli görebilir miyiz?
2. Komünist örgütlü marksisttir. Örgütsüz komünist olmaz deriz. Peki, başkalarını örgütlemeyen komünist olur mu?
3. Komünist parti bütünlüklü bir dünya görüşü, incelikli bir mücadele tarzı, özenli bir işleyiş, siyasal yaratıcılık, örgütsel uyanıklık ve canlılık anlamına da gelir. Bütün bunlar partiye katılım koşulu olabilir mi? Partiyi büyütmek, örgütlemek bu yeteneklerin zayıf kaldığı unsurlara açılmayı zorunlu olarak kapsayacaksa, büyüyen partinin kalitesinin düşmesi kural mıdır? Kalitesi düşen ve örneklenen özelliklerini yitirme tehlikesi gösteren parti siyasal misyonlarını yerine getiremeyeceğine göre, bu çelişkinin çıkış yolu nasıl bulunabilir?
4. Parti içi işleyişte katılım ve denetim mekanizmaları birer gerekliliktir. Bu mekanizmaların partinin hareketini kısıtlamaması, ağırlaştırmaması için nasıl bir yaklaşıma sahip olunmalıdır?
5. Partinin önderlik misyonu ve partide içe dönük önderlik sorumluluğunu tartışınız.
6. Çalışma yürüttüğünüz alanda veya partili mücadele deneyiminizde partinin siyasal yaklaşımlarının örgütleyici niteliğe sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Değerlendiriniz.
7. Örgütçülükten ne anlamalıyız? Bazı kişilere özgü bir yetenek mi, karakter özelliği mi, kolektif bir nitelik mi?
8. Örgütlenmek geri nesnelliğe taviz vererek mi olur? Türkiye’de solun bu yöntemle başarılı olduğu örnekler var mıdır?
9. Toplumsallaşma kavramından ne anlıyorsunuz?
10. Gericiliğin güç kazandığı süreci durdurmak için “toplumda direnç odakları” oluşturmak gerektiğini söylüyoruz. Bu ifadeden anladıklarınızı örnek vererek açıklayabilir misiniz?
