Skip to main content

İki Taktik’ ve ‘Nisan Tezleri’

Erkin ÖZALP, Komünist, 3 Şubat 2006

Marksizmin klasik metinleri şablonculuktan ne kadar uzaksa, bu metinler hakkındaki tartışmalar da o kadar şabloncu olabiliyor. Lenin’in İki Taktik’i “işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü”ne, Nisan Tezleri ise “bütün iktidar sovyetlere” sloganına indirgenebiliyor. Bu çalışmalardaki öncülük vurgularını ihmal edenler, somut formül ve sloganları tarihsel bağlamlarına yerleştirmeyi başaramıyor.

Dönemin tüm Marksistlerinin ortak değerlendirmesine göre, 1900’lü yılların başında, Rusya’nın gündeminde bir burjuva demokratik devrim vardı.

Beklenen devrim 1905 yılında patlak verdi. Ocak ayında çara dilekçe vermek üzere ünlü Kışlık Saray’a yürüyen işçilerin kurşuna dizilmesi üzerine başlayan protesto gösterileri tüm ülkeye yayılır ve genel bir ayaklanmaya dönüşürken, o dönemdeki adlarıyla “sosyal demokratların”  bolşevik ve menşevik kanatları arasındaki bölünmüşlüğün hiçbir yapaylığının bulunmadığı belirginlik kazandı.

Burjuva demokratik devrime burjuvazinin öncülük etmesi gerektiğini düşünen menşevikler, sosyal demokrat partinin iktidarı ele geçirmeye ya da olası bir geçici hükümette yer almaya çalışmak yerine, “en uç devrimci muhalefet partisi” olarak kalması gerektiğini savundular. Sosyal demokratlar, yalnızca, devrimin Avrupa’ya sıçraması ve bu kıtada sosyalist devrimlerin gerçekleşmesi durumunda, iktidara gelmeyi düşünebilecekti...

Lenin ise, “Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği” adlı broşürünün önsözünde, bolşeviklerin bakış açısının farklılığını şu cümlelerle ortaya koydu: “Kuşkusuz, devrim bizi ve halk kitlelerini eğitecek. Ama bugün militan bir siyasi partinin karşısında duran soru şudur: Biz, devrime herhangi bir şey öğretebilecek miyiz?”

Aşağıdan mı yukarıdan mı?

 

İki Taktik, Türkiye’deki demokratik devrim-sosyalist devrim tartışmalarında, demokratik devrimcilerin elini güçlendiren bir çalışma olarak görüldü. Oysa bu çalışmanın ayırt edici özelliği, gündemdeki devrimin niteliğiyle ilgili tezi değil, bu devrime ne şekilde müdahale edilmesi gerektiğiyle ilgili tezidir. Menşevikler henüz gündemde olmayan iktidar olasılığından bile kaçarken, bolşevikler işçi sınıfını iktidara taşımayı hedeflemiştir. Lenin’e göre, işçi sınıfı, burjuvazinin kuyruğuna takılmak yerine, bir halk devrimine önderlik etmeliydi. İşçi sınıfının öncü partisi, bağımsızlığını korumak ve sosyalizm için mücadele etmek koşuluyla, olası bir geçici devrim hükümetine katılmalıydı.

İşçi sınıfı iktidarı almak için yeterli bilinç düzeyine sahip miydi?

Bu, yanlış bir sorudur. Marx için olduğu gibi Lenin için de, iktidar, sadece işçi sınıfının bilinçlenmesinin bir ürünü değil, aynı zamanda işçi sınıfını bilinçlendirmenin bir aracıdır.

Lenin’de “aşağıdan gelen” her şeye güzelleme yoktur. İki Taktik’teki saptamaya göre, sosyal demokrasi, Paris Komünü’nden sonra gericiliğin Avrupa’da kazandığı güç nedeniyle, sadece “aşağıdan gelen” eylemlere dayanan savunmacı bir yaklaşım geliştirmişti. Ama artık devrimci bir döneme girilmişti ve bu dönemde “yukarıdan gelen” (“tepeden inme”!) eylem biçimlerine yoğunlaşmak gerekiyordu.

Bir başka deyişle, işçi sınıfının öncü partisi, sınıfı dönüştürmek için, ülke siyasetinde ağırlık sahibi olmayı hedeflemelidir.

Öncü partinin görevi, işçi sınıfının bir “halk devrimi”ne önderlik etmesini sağlamaktır.

Lenin, “halk devrimi” kavramına şu şekilde açıklık getiriyor: “Evet, halk devrimi. Sosyal demokrasi, ‘halk’ sözcüğünün burjuva demokratik kötüye kullanımına karşı mücadele etmiştir ve çok haklı olarak bugün de mücadele etmektedir. (...) Ama [sosyal demokrasi], ‘halk’ı ‘sınıflar’a bölerken, ileri sınıfın kendi içine kapanmasını, kendisini dar amaçlarla sınırlandırmasını, dünyanın iktisadi egemenlerinin tepkilerinden korkarak faaliyetlerini zayıflatmasını değil, ara sınıfların heyecansızlığına, dalgalanmalarına ve kararsızlığına sahip olmayan ileri sınıfın, tüm halkın davası için ve tüm halkın başında çok daha büyük bir enerji ve heyecanla mücadele etmesini amaçlar.” 

Tersi de doğrudur: İşçi sınıfının halka önderlik edebilmesi için, sınıfı siyasal iktidar mücadelesine kazanacak, onu bu mücadele içinde eğitecek bir öncüye ihtiyaç vardır.

1917’nin farkı

 

Yenilgiyle sonuçlanan 1905 devrimini bir gericilik dönemi ve ardından 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı izledi. Savaş, uluslararası “sosyal demokrat” harekette bir bölünmeye yol açtı. İkinci Enternasyonal üyesi partilerin önemlice bir bölümü milliyetçilik batağına saplanarak kendi burjuva sınıflarını desteklerken, aralarında bolşeviklerin de bulunduğu devrimci partiler, işçi sınıfını devrim mücadelesine çağırmak üzere savaşa karşı çıktılar.

Ancak 1917 Şubat Devrimi, bolşeviklerin (ya da menşeviklerin) mücadelesinin değil, savaşın yıkıcı sonuçlarına yönelik toplumsal tepkilerin bir ürünü oldu. Devrim patlak verdiğinde, sosyal demokrasi, fazlasıyla zayıf düşmüş durumdaydı.

Bu koşullar altında akla ilk gelebilecek strateji, 1905’te yapılamayanların hayata geçirilmesiydi. Nitekim Lenin’in “Nisan Tezleri”ni ortaya atmasından önce, bolşeviklerin çoğunluğu, İki Taktik’te savunulan “işçi sınıfı ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü” sloganını öne çıkarma yanlısıydı.

Ama bu kez koşullar farklıydı. Burjuva demokratların önderlik ettiği bir geçici hükümet kurulmuştu. İlk olarak 1905 Devrimi döneminde ortaya çıkmış olan işçi, asker ve köylü sovyetleri yeniden kurulmuş, ama bunlar iktidarı geçici hükümete bırakmıştı.

Lenin’e göre, halk, iktidarı burjuva demokratlara bırakarak “hata yapmıştı” ve bolşeviklere düşen görev, hata yaptıklarını halka anlatmaktı!

1917 yılının Şubat ayında, bolşevikler, 1905 yılının Ocak ayına göre, çok daha zayıf durumdadır. Ama Rusya bir kez daha devrimci bir döneme girmiştir ve Lenin, devrimin nereye akacağını kestirmeye çalışmak yerine, bu yeni devrime nelerin öğretilmesi gerektiği sorusuna yanıt aramıştır.

Savaşı sona erdirme iradesine bile sahip olmayan geçici hükümetin başarısız olacağı açıktır. Bu durum aynı zamanda burjuva demokrasisi ile yolların tümüyle ayrılmasını mümkün kılmıştır. Henüz “sosyalizm”den söz etmek için erken olsa bile, işçi sınıfının artık kendi iktidarı için mücadele etmesi gerekmektedir.

Peki, işçi sınıfı buna hazır mıdır? Lenin’in Nisan Tezleri’ne ilişkin notlarında verdiği yanıt şu şekilde: “Sorun, işçilerin hazırlıklı olup olmadığı değil, nasıl ve ne için hazırlanmaları gerektiğidir.”

Partide dönüşüm ihtiyacı

 

Lenin, tam bu noktada, partinin içine döner. Acil olarak kongre toplanmasını, partinin programının ve adının değiştirmesini, bunların da ötesinde yeni bir enternasyonalin kurulmasını ister.

Pek çoklarının aklına “şimdi zamanı mı?” sorusunun gelmemesi mümkün değildi. Devrimci bir dönemde, siyasal görevlere yoğunlaşmak yerine, program ve isim değişiklikleriyle uğraşılır mı? Hele yeni bir enternasyonal kurma girişiminin sırası mıydı?

Oysa devrimci durum, yeni görevlerin altından kalkabilecek bir parti ihtiyacını yaratır. Doğru strateji, işin yalnızca yarısıdır. Eğer bu stratejiyi hayata geçirebilecek bir öncülük ve örgüt yoksa devrimci durumdan yararlanmak da mümkün değildir.

Lenin’in parti programına ilişkin değişiklik önerileri, eski “asgari program”da yer alan burjuva demokratik taleplerin kaldırılmasına ve işçi sınıfı iktidarı hedefinin netleştirilmesine yöneliktir. Diğer taraftan, yalnızca milliyetçilik batağına saplanan Avrupalı “sosyal demokrat” partiler değil, burjuvaziyle uzlaşmayı tercih eden menşevikler yüzünden de kirlenmiş olan “sosyal demokrasi” adından vazgeçilmesini isteyen Lenin, “Komünist Parti” adının alınması gerektiğini vurgular. Yeni bir enternasyonal çağrısı ise, Rusya’daki devrimci durumun dünya ölçeğindeki bir ayrışmayı mümkün kılacak ölçüde büyük olanaklar barındırdığını hissettirmeye yönelik bir adımdır. Her şeyden önce, partinin kadrolarına...

Evet, Nisan Tezleri’nde “bütün iktidar sovyetlere” denmişti.

Ama bu bir “talep” değil, mücadele çağrısıydı. Sovyetlerin yönetim organları, iktidarı almak istemeyen siyasi unsurlar tarafından doldurulmuştu. Sovyetler, ancak bolşeviklerin elinde, iktidarı isteyen organlar haline gelebilirdi. Öyle de oldu...

Devrimci dönemler, tarihin akışının hızlandığı dönemlerdir. Çok kısa süreler içinde çok büyük sıçramalar yaşanabilir. Nitekim 1917 yılının Şubat ayının en zayıf siyasi öznelerinden biri olan bolşevikler, aynı yılın Ekim ayında iktidarı almayı başardı.

Ancak buradan, devrimcilerin tek işinin devrimci durum beklemek olduğu sonucu çıkarılamaz. 1900’lü yılların başından itibaren yürüttükleri mücadele olmasaydı, herhangi bir toplumsal meşruiyetleri bulunmasaydı, devrimi yapabilecek bir kadro birikimine sahip olmasalardı, doğru strateji, bolşevikleri iktidara taşımaya yetmezdi.

Tersi de geçerli: İşçi sınıfını iktidara taşıma stratejisi olmasaydı, ortada bolşevik bir örgüt de olmazdı...

(Bu yazıdaki alıntılar www.marxists.org sitesindeki İngilizce metinlere dayanmaktadır.)