Egemen ASLAN, Komünist, 23 Aralık 2005
Marksizm ile ilgili temel eğitim ve okuma çalışmalarının belki de tamamının okuma listesinde Engels'in ilk kez 1880 yılında Paris'te Fransızca olarak yayınlanan “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” adlı eseri vardır. Bu nedenle Engels'in kitabı sosyalizm mücadelesine katılmış veya katılmaya niyetlenmiş pek çok kişi tarafından okunmuştur.
Kimi kitaplar başka özelliklerinin yanı sıra çok okundukları için de, o aşinalıkları nedeniyle de ayrıca sevilir ve değerli olarak addedilirler. Marksist yazında çok okunan eserlerin tamamının, bu ünlerini ve okunma sayısını hak ettiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama işte bu herkesin bildiği satırlar, cümleler, pek çok sohbette, konuşmada ve tartışmada alıntılandıkları zaman, söyleyenin de dinleyenin de yüzünde, eskiden bu yana tanınan iyi bir dostu sokakta uzaktan gördüğünde nasıl gülümserse insan, öyle bir gülümseme belirir. Hatırlanacak ve tekrar tekrar kullanılacak kadar güçlü cümleler insanları ortaklaştırıverir. Örneğin, “Komünist Parti Manifestosu”nda böyle kimbilir kaç cümle vardır? Defalarca kullanılan ve her duyduğumuzda içimizden “Manifesto” derken gülümsediğimiz...
Peki, sol cenahta pek çok insanın okuduğu “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm”den böyle alıntılar yapan kaç kişi vardır? Alıntı yapılsa bile o cümlenin hangi kitapta olduğunu, söylenmediği takdirde bilen çıkar mı? Çok iddialı olmamak lazım ama çıkmaz desek pek az kişi itiraz edecektir.
“Komünist Parti Manifestosu” ile Engels'in eserini karşılaştırmak her açıdan yanlış olur tabii. Metinlerin yazılış amaç ve bundan hareketle dil, üslup ve şiddetleri çok farklıdır.
Ancak Engels'in kitabının çok okunan ama az atıfta bulunulan bir eser olduğunu söylemek galiba pek yanlış olmaz.
Anti-Dühring'ten ödünç almak
“Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” aslında Anti-Dühring'in üç bölümünü temel alır. Ancak Engels, her üç bölümü de elden geçirmiş ve yeniden düzenlemiştir. Berlin Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Dühring aynı anda hem sosyalist olduğunu açıklayıp hem de tüm hayatını Marx'la mücadeleye adayınca, üstelik bunla yetinmeyerek, güçlenen Sosyalist Parti içinde yeni bir klik yaratma yoluyla siyasi ikbal peşinde koşmaya başlayınca, Engels, kendi deyimiyle ister istemez düelloyu kabul etmek zorunda kalır ve Anti-Dühring'i kaleme alır.
Oldukça kapsamlı bir eser olan Anti-Dühring'in bu özelliğinden, Engels hem memnun hem de şikayetçidir. Memnundur, çünkü Marx'ın ve kendisinin pek çok düşüncesini Dühring'in değindiği çeşitli konular vesilesiyle sistematik bir şekilde ele almak ve geliştirmek olanağını bulmuştur. Şikâyetçidir, çünkü Almanların allameyi cihan ya da cihanın allamesi olmak isteklerinin sonucunda her defasında bütün dünyayı kucaklayan bir şekilde yazmak ve tartışmak zorunluluğu yazarın uzun zaman ve çabasını gerektiriyordu. Bu durum elbette kitabın kullanım şeklini de etkiliyordu. Kapsamlı konuları sistematik bir bakış açısıyla ele alan kitabın kendisinin de kapsamlı olması ve aynı şekilde okunmasının da sistematik bir çaba gerektirmesi şaşırtıcı değildi.
Anti-Dühring'in içinden Lafargue'in isteğiyle, üç bölüm seçen ve bunları tekrar yazan Engels, kısa ama oldukça kullanışlı bir kitap yarattı.
Kitap belki Anti-Dühring kadar fazla sayıda konuya değinmiyordu ama gücünü o bütünsel ve sistematik bakış açısından alıyordu. Ayrıca o üç bölümün bir araya gelerek tutarlı bir bütünlük oluşturması için Engels yerinde ve anlaşılır müdahaleler yapmıştı.
Sonuç şaşırtıcı değildi. “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” önce Fransızca olarak yayınlansa da, çok kısa sürede aralarında orijinal dili Almanca'nın da bulunduğu on dilde basıldı.
Ama bizi bugün şaşırtmayanın Engels'i o günlerde biraz şaşırttığı belli oluyor. Kitabın İngilizce baskısına yazdığı önsözde büyük usta bu konuya değinirken Komünist Parti Manifestosu'nun ve Kapital'in birinci cildinin bu kadar çok baskı yapıp yapmadığını sormaktan belli ki kendini alamıyor.
Yalnızca başlamak için mi?
“Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm”, sosyalizmin tarihsel macerasını anlatarak işe başlar. Mümkün olduğunca kronolojik bir sıra izler ama hem modern sosyalizmin 18. yüzyıl Aydınlanması'ndaki köklerini hem de ortaya çıkan akımların ekonomik olgularla ilişkisini açığa çıkarır. Bir teorinin gelişiminin böyle incelenmesi de ancak marksizme yakışır zaten. Bu kitabın ardından pek çok marksist de, bizzat marksizmin kendisine böyle bakacak ve çok sayıda değerli eser ortaya çıkacaktır.
Zamansal olarak olarak sıra marksizmin kendisine geldiğinde, Engels ayrıntılara girmeye başlar ve Marx'ın iki büyük buluşundan, tarihin materyalist anlayışı ile kapitalist üretimin gizeminin artı-değer aracılığıyla açıklanmasından hareketle, bilimsel sosyalizmin konumunu ortaya koymaya gayret eder.
Sonuç iki açıdan ilginçtir.
İlk olarak kitap bir başlangıç eseri olarak son derece işlevlidir. “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” okuma listesindeki yerini şüphesiz hak etmektedir.
İkincisi, eser, ileri düzey bir okumaya da elverişlidir. Bu tür okumalarda, listede kitabın ismini gören insanların çoğunun Engels'in broşürünü okumadığı veya eserin şöyle bir üzerinden geçtiği iyi bilinir. Ama farklı bir gözle kitabı ikinci kez okuyan herkesin tepkisi aynıdır: “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm”in farklı düzey ve ilgiye sahip okuyuculara da sunacakları vardır. Özellikle Engels'in marksist teoriye yöntemsel yaklaşımı oldukça ön açıcıdır.
Eğitici yanı ağır basan kitap, marksizm konusunda eğitim çalışmaları örgütleyenler için de öğreticidir. “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” bir eğitim kitabı olduğu kadar, çok kullanılan deyimle eğiticilerin eğitiminde de, Engels'in konuları ele alış biçim ve sırası, konular arasında kurulan ilişkinin sistematiği, farklı soyutlama düzeylerinin birlikte kullanılması gibi pek çok açıdan, faydalanılması gereken bir eserdir.
Ayrıca, marksizm konusunda eğitimini tamamlamış olduğunu iddia eden biri acaba var mıdır?
Kutu: Engels'i ezmek
Bir dönem modaydı. Batı marksizminin pek çok kalemi Engels'in aslında marksizmi pek de anlamadığını iddia ederdi. Özellikle yapısalcı okula mensup yazarların çoğu, tarihsel materyalizm konusunda Engels'in son dönem yazdıklarının tamamına yakınının çöp sepetine atılması gerektiğini söylerdi. Onlara göre, Engels, çapından büyük bir işe soyunmuş ve sonunda Marx'ın yaptığını bozmuştu.
Ne yapmıştı Engels? Marx'ın ölümünden biraz önce marksist sistem içinde eksik gördüğü noktalarda mütevazı bir üretim çabası içine girişmişti. Marx'ın ölümünden sonra ise ustanın sağlığında yayınlanamayan eserlerin yayına hazırlanması işini de üstlenecekti.
Engels arkalarında bütünsel ve mümkün olduğunca eksiksiz bir sistem bırakmayı arzuluyordu. Ancak kimse kendisini aldatmasın, marksizmin bütünselliği ile içine kapanık bir sistem olmamasından hareketle tamamlanamayacak bir yapı arz etmesi arasındaki ilişkinin de farkındaydı. Niyeti de hiçbir zaman marksizmi tamamlamak olmadı zaten. O karanlıkta kalmış birtakım noktaların yanlış anlaşılmasını istemiyordu. Çünkü bu büyük mirasın üretimin iki katkıcısından biri olarak, neyin niye yazıldığının da ilk elden tanığıydı.
Örneğin “Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm”, “Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu” ve “Tarihte Zorun Rolü” bu dönemin eserleridir ve hepsi yöntemsel ve amaçsal benzerlikler taşır. Hiçbiri çok büyük iddialara sahip kitaplar değildir belki ama marksist yazın içinde hepsi önemli bir yere sahiptir ve marksizmin sonradan göreceğimiz kabalaştırma çabalarında hep söylenenin aksine bir günahları yoktur.
Engels'i ezmek ve onun marksizme katkısını görmezden gelmek isteyenlerin en çok Engels'in, sistemin yaratılmasındaki aslan payını Marx'a verirken, kendisini neredeyse iyice kenara koymasından yararlanmaları şaşırtıcı olmasa gerek. Büyük usta, Marx'ın konumu ve katkısı konusunda haklı olabilirdi, ama kendisi hakkındaki mütevaziliğinde biraz haksızlık vardı.
Engels kendi kendisine haksızlık yaptı ve sonra bu tutumundan dolayı günah keçisi ilan edildi. Onu günah keçisi ilan edenlerin siyasi ve teorik niyetleri sonra daha iyi anlaşıldı. Önce Engels'i terk edenler, Marx'ı da terk etmekte gecikmediler.
